Ocak 2015’de 11 kişilik süper
kafa dengi bir ekiple birlikte, Erciyes Teknopark, Kayseri Ticaret Odası ve Ekonomi Bakanlığının desteği ile10-11 günlük bir ABD gezisine katıldık. Dünyanın en büyük son kullanıcı
elektronik ürünleri Show’u olan CES ve arkasından Silikon vadisini kapsayacak
bir gezi…
![]() |
Gezinin detayını formal bir dille
ve çok detaylı olarak kaleme alan (refik / yoldaş artık ne derseniz) Mustafa Çakmak’ın yazısını
tavsiye ederim. (https://www.linkedin.com/pulse/silikon-vadisi-nedir-mustafa-cakmak?trk=prof-post) Ben biraz daha orada gördüklerimizle
buraları kıyasladığımız, "yuh ulan adamlar uçmuş!" dediğimiz konulara odaklanmaya
çalışayım.
Eş, dost- ahbap’dan berberime
kadar bir çok insanın sorusu şu oluyor : (iphone’lar kaça orada abi sorusundan hemen sonra)
Adamlar bizden ne kadar ileride arkadaş ???. Biraz abartı, yarı şaka/yarı ciddi;
bir çoğuna şöyle tarifliyorum : “- Adamlar frene köklese, biz de gaz’a; 3-5 yüz
sene sonra yakalarız biiznillah”. Peki
neden böyle diyorum: ... devamı yazıda
| CES: "Mesele Robot yapmak değil, ona şarkı söyletmek" fuarı |
CES fuarı gibi bir büyük organizasyonlara
katılmanın bir iyi, bir de kötü yanı var; iyi yanı “ovvv adamlar neler yapmış
arkadaş, biz de bir ucundan tutalım, aman kaçırmayalım treni” dedirtmesi, kötü
yanı ise “ovvv adamlar neler yapmış arkadaş, biz bu treni kaçırdık yahu”
dedirtme ihtimali… Şahsen sektörüm itibariyle (yazılım, elektronik) pavilon
pavilon gezdikçe bu iki durum arasında git-gel’ler yaşadım... Tarihe not için
yazmalı; “Dron” lafını önümüzdeki 3-5 yıl içinde, geçen 3-5 yılda duyduğumuz “iphone”
lafı kadar sık duyma ihtimalimiz var. Fabrikalarınıza; insansız hava taşıtları
ile yarı mamül taşıyacak sistemler için teklif isteyeceksiniz sevgili
satın-alma departmanları. (Bak departmanınızın adını yanlış anlıyorsunuz, departman adı
Satın Alma derken, bu bir emir cümlesi değil, yapılan işin adı, karıştırmayın) Almanya’dan
montör gelip open-end makinanızın parçasını değiştirmeyecek sevgili Makine Bakım
şefi abilerim; bir mail gelecek size ve “3D Printing” Ekibinize forward edip,
3-5 saate o kocaman parçayı print edeceksiniz… (Tamam 3-5 yıl USA içi bir
tahmin, siz benim rakamları 3 – 5 ile çarpın).
| Önce yedirdik, şimdi eriteceğiz konsepti... |
ABD’de tüketim’in çılgınlık
seviyesine ulaştığını, hazır yemek – fast food kültürünün pik yaptığını da bu
fuarda görüyorsunuz. Çünkü en büyük pavilion ve en innovatif ürünler “Health
& Fitness” kısmında. Yıllarca yemeklerinizi yerinizden kalkmadan sipariş
edecek sistemler geliştiren biz IT’ciler (hadi bilgisayarcılar diyelim), şimdi
sizi zayıflatacak, sağlıklı hale getirecek giyilebilir sağlık ürünleri ve
entegre çalışan sistemlere odaklandık.
Neyse CES fuarı büyük, CES fuarı
gez gez / anlat anlat bitmez … Adamlar yapmış abi diyerek sonlandırayım bu
faslı.
![]() |
| EttoSoft heryerde :) |
Hikayenin aslı vadide başlıyor:
İlaç olsun diye ağzına “yüz bin dolar” lafını almayan, “milyon dolar” laflarının
cirit attığı, zamanında altına hücum! diyip soluk benizlileri kendine çeken, şimdilerde
72.5 milletin hücum ettiği San Francisco’da kurulu “Silikon Vadisi” !
| Silisyum |
Ne kadar anlatsam oradaki havayı
aktarmam tam mümkün olmayacak. Ama en azından, bu gezi sırasında ve sonrasında
yaşadığımız gel-git’ler biraz zihin açar diye düşünüyorum.
Program boyunca özenle hazırlanan
“Akil adam” sunumları, firma gezileri, yatırımcı görüşmeleri ve girişimci –
yatırımcı buluşmalarına katıldık. İstisnasız tamamı “vay be!” dedirtti bize.
Eline aldığı “Misvak” ile yatırım
arayan Lübnan’lı kızcağızdan tutun, 20 milyon dolar yatırım aldığı halde
<çalışma masasının altına yerleştirdiği uyku tulumunda dinlenen> çekik
gözlü girişimciye, 3-5 Türk gencinin bir araya gelerek dev bir sistem haline
getirdikleri VaNeLo’dan yine bir Türk Mühendisin girişimi olan hazelcast – in
memory data grid- ‘e kadar gördüğümüz / bize gösterilen tüm çalışmalar
fazlasıyla etkileyici idi.
| Eğitim aralarında bile nefes alınmadı :) |
Gezinin temel amacı bizim için şu
idi: Silikon vadisinde işler nasıl
yürüyor, buranın ekosistemi nasıl işler, ve Kayseri’den buraya bir şeyler
getirilebilir mi ? Yurt dışına yükte hafif, pahada ağır şeyler satabilir miyiz?
Geliş amacı bu idi ve bu amaca yaklaşan arkadaşlarımız da oldu. (Yatırımcı
sunumlarına katılıp, yatırımcıların ilgisini çekip, teklif alan, görüşmelere
başlayan arkadaşlarımız)
Ancak gezi sırasında / sonrasında
/ dönüşte bir muhasebe yapma gereği hissettik. Silikon Vadisine “Sen mi
büyüksün? Ben mi büyüğüm” diye dalmak akıllıca değil. Akıllıca olan, buradaki
“olay”’ı anlayıp, memleketinde uygulayıp (..ki başarılı Türkler’in taktiği
biraz da bu olmuş, TR’de büyümüş, Vadide “girişim” olarak tanımlanabilmiş)
sonra vadiye gelmeli. Bir ara; “yahu burada bir irtibat ofisi” olsa fena olmaz
fikri de cazip geldi, ancak “fiziken” bulunmanın önemli, “ak’len bulunmanın”
daha önemli olduğuna karar kıldık J,
ofis olsa fena olmaz diyenlerimiz de var halen …
Silikon vadisinde aklımda
kalanları “ortaya karışık” dökeyim...
- Vadiye gelenler “para kazanmaya” değil, “bir şeyler başarmaya” hatta biraz abartılı kaçabilir “dünyayı değiştirmeye” geliyorlar. Para peşlerinden geliyor, hem de dört nala…
- Para’dan devam edelim. Vadideki en düşük para birimi Dolar. Onun üstünde “Kullanıcı Sayısı”, en üstte ise “Kullanıcı Deneyimi” gelmekte. Milyon dolarlara ulaşmak için Kullanıcı Sayısı ve Kullanıcı Deneyiminden bolca edinmeniz gerekmekte.
| Bunlardan yüzlercesini görüyorsanız; Google kampüse hoş geldiniz.. |
- “Software is Eating The World” Burada şair diyor ki (hakikaten herkesin ağzında bu laf); ey klasik sektörler ve onun temsilcileri, sektörünüze sahip çıkın, bizimle uyum içinde olun, bize yatırım yapın... yoksa; dalarız sizin oraya, taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayız… (Bkz. Airbnb, lytro, pixar, whatsup…)
ü
Bu laf’da o kadar çok tutmuş ki; mobil yapan
abiler çevirmiş lafı; “Mobile is Eating
The World” demiş.
ü
Durmamış Big Data’cı abiler; “No, Data is Eating
The World” demiş…
- İyi ekipler iyi iş çıkarır.
- İyi ekipleri iyi yönetmek gerekir.
- Çılgın adamlarla çalışmaktan korkma, hatta illaki çalış, asıl "hayali olmayan" adamlardan kork.
- Exit
ü
Vadiye gelip bu “exit” lafını duymadım diyen
adamla, Antep’e gidip kebap görmeden geldim diyen adamın yalanı yarışır… Kısaca
anlatayım bu Exit mevzuunu;
ü
Senin bir fikrin, projen, girişimin var. Bunu
3-5 dakikalık Elevator Pitch (Asansör konuşması – cümlesi) seansları ile
yatırımcı arayıp – bulup; işini geliştirip, yeni yatırımcı görüşmeleri ile yeni
yatırımcılara ulaştığın bir döngüye girerek, enerjin/paran/gücün yettiği kadar
devam ettirip, DİKKAT çektikten sonra; girişimini “bazen sende içinde dahil
olmak üzere” bir büyük abiye (Google, apple, Facebook, Amazon vs..) satıp, o
meşhur milyonlarca dolara ulaştığın andır Exit. Işığı görüyorsun anlayacağın.
| Facebook Sokağındaki Subliminal'i bulunuz |
ü
Bir işi pişirip bu büyüklere sunmak zorunda
mıyım diyen Diojen ruhlu kardeşim; senin için de bir başka exit var: IPO
(Inital Public Offering), daha bir Türkçesi halka arz,borsa. Bunu yapıp yoluna
devam eden girişimci de kendine – projesine – yatırımcısına – ekibine tam
güvenen girişimcidir. Tebrik edilesidir.
ü
Bu milyon dolar lafları her geçtiğinde
“İstanbulun taşı toprağı altın” diyip harem otogarında soluğu alan saf köylü
fotoğrafı gelir aklıma. Aman diyim; buraya hazırlanmadan; sadece iyi bir fikir
ve istekle gelip milyon dolarları kazanma şansınızla sayısal loto dan milyon
kazanma şansınız neredeyse eşit. Hatta loto daha az maliyetli.
ü
Bu exit başlığında şunu da söylemeden
geçmeyeceğim: Bu yatırımcılar ellerinde dolarları alıp saçan, göbeklerinde
porselen tabak kıran adamlar değil. Vadinin adını “Kurtlar” olarak
değiştirebilecek kadar işinin ehli adamlar. Birkaç başarılı girişim yapan
arkadaş sohbet esnasında söyledi; “Biz yatırımı 62. Sunumda / görüşmede aldık”.
Yani fikri, ekibi, aklı, sabrı olanlar başarılı vadide.
- Çalışılan
fiziki ortamlardan bahsetmek lazım biraz da; hakikaten adamlar çok alçak
gönüllü. O kadar paralar kazanan şirketler Danimarkalılarda olsa (bak bizde
demeyerek subliminal de yaptık) adamlar baldan dereler akıtır şirketlerinin
içinde. Bunlar gayet ölçülü bir şekilde, bir insanın evinden daha çok vakit
geçirdiği çalışma ortamlarını, evlerinden daha rahat dizayn etmiş. Olay bu. Bir
koltukta oturuyorsan 8 saat; paranın alacağı en iyi koltuğu al, bir Mouse varsa
8 saat boyunca elinde, en iyisini kullan. Kalite kavramını anladıkça bu işler
çözülecek inşallah.
Sadece Silikon değil, Yeşil Vadi aynı zamanda...
- Araya Amerika gözlemleri de koysak fena olmayacak; misal : sevgili şoförümüz Richard (bu adam için bir paragraf açsak yeridir, adamın amazon’da satılan basılı kitabı var) 5 şeritli yolun en solundan 100-120 (ben km’ye çevirip söylüyorum, abilerin bizimle aynı olan hiçbir birimi yok, galon – mil – yard.. yardırıp gitmişler) hız ile giderken, sağdaki 4 şeridin durmasını işaret ettik : “alemin akıllısı sen misin Richard, niye en soldan yardırıp gidiyorsun?”.. Bizim yazar Richard açıkladı durumu :” Abiler sağdaki 4 şerit; araçlarında yalnız seyahat edenlere ayrılmış durumda, en sol şerit ise 2’den fazla yolcusu olan araçlar ve Elektrikli araçlara ayrılmış durumda” “yola girerken levhayı okumadınız mı?” diyerek verdi ayarı. Kısa süren sessizlikle birlikte adamların medeniyet anlayışını da anlamış olduk.
ü Hiç mi kötü bir şey yoktu arkadaş? Diyenlere
gelsin şu çıkarım: 5 şeritli yol ’un 4 şeridi yalnız yaşayan insanlarla kaplı.
Teknolojinin yalnızlaştırdığı, bireyselleştirdiği gerçeği ile karşı karşıya
oluyorsunuz. Bir eğitmen anısını aktardı : “Milyonlarca dolar yatırım almış,
exit görmüş bir girişimci serzenişte bulunmuş :
Bankada milyon dolarlar var ama, sinemaya gidecek arkadaşım yok”. Tamam
biraz abartı ve ajitasyon var bu hikayede ancak, biz Doğu kültürüne sahip
insanların “sıcaklık” diye bahsettiği şeyi orada biraz daha anlıyorsunuz. Tabii
bizim “sıcaklık” / “sosyallik” diye sattığımız şey’in yarın bir gün
işyerlerimizde sabahtan akşama 2 saat çalışıp 6 saat sosyal medyada turlayan
bir nesil de getirdiğini görmemiz gerekiyor. Ayar sorunu var.
- İş yerlerindeki ortamla ilgili başka birkaç anekdot: Facebook’da çalışan arkadaşlar şirketlerinin ortasındaki caddede (bunlar iyi yine, Google şirkete havaalanı koymuş..) “şu ilerdeki camlı bölgede Mark her Cuma Q&A sessionları düzenler, şirketle ilgili fikri olan, katkısı olan konuşur, projesini anlatır, yapılmaya değer bir şey olursa da karşılığını alır” dedi. Cümlede o kadar yabancı “şey” varki, say say bitmez : “Patrona Mark diyen elemanlar”, “Fikirleri dinleyip değerlendiren Patron”, “Fikre değer, karşılığını verme/görme” ,”erişebilirlik”… Ne diyorduk; 3-5 vakte bizde de bu tip şirketler olacak inşallah.
| Levhalara dikkat.. |
- İş yapış şekilleri de farklı; firma firma.. Intel diyor ki ; “bizde bir developer yazar, 3 developer review yapar”, Facebookdaki arkadaşlarsa; “biz kendimiz yazar, kendimiz test ederiz, yapılan işi devreye alan bir sisteme iletip, sonraki projeye odaklanırız”.
- Kurallar var. Kurallara harfiyen uyan insanlar var.
- Son olarak,
sosyal medyada da paylaştım bunu: “Silikon Vadisi gezimizde, bir çok şirkete
girdik-çıktık. Çalışma ortamları, ofisler, geliştiriciler… Onlarca şirket..
Yüzlerce/binlerce çalışan. Ekranında Facebook açık olan tek şirket neresiydi?
Tahmin etmek isteyen var mı ? (Bu subliminal de ben dahil tüm çalışma
arkadaşlarıma gelsin)
Android'e en yakın olduğum zaman :)
Daha bir çok çıkarım, “adamlarda
böyle, bizde böyle”, “Danimarkalılardan adam olmaz” mümkün. Ama yapmayacağım.
Gitme imkanı olanların gidip görmesini, mümkünse uzun bir süre tecrübeyi çok
kıymetli buluyorum.
Bu arada Teknopark ve Ekonomi
Bakanlığına da ayrıca teşekkür etmeliyiz. Bu organizasyona katılan firmalara
sağladıkları maddi manevi destek çok önemli. Hiçbir firmanın kendi imkanları ve
çevresi ile bu denli detaylı ve verimli bir süreyi Silikon Vadisinde
geçirebileceğine inanmıyorum. Bu çalışmaların amacına uygun şekilde “yazılım
ihracatını” arttıracağına tüm kalbimle inanıyorum. Teknoparklarda güzel şeyler
oluyor.
| Stanford'da bir laboratuvar |
Son kısmı, assoliste; “Stanfort
Universitesine” ayırmam gerekiyor. Burası bir vadi ise; buraya gelen rüzgarın
kaynaklarının başında Stanford gelmekte. Gelen gruplar içerisinde ilk defa bir
detaylı bir kampüs ziyareti yapıldığını söylediklerinde çok şaşırdık. Çünkü
burayı gezdiğinizde, üniversitenin imkanlarını, bakış açısını, kadrosunu
incelediğinizde; Silikon Vadisi ekosistemini daha iyi anlıyorsunuz. Sadece
kafanızda canlansın diye bir anekdot paylaşayım : Bizi gezdiren arkadaş -hava
atmak amaçlı değil- okuldaki öğretim
kadrosunun çok kaliteli olduğunu, hal-ü hazırda kampüste aktif bir şekilde 25
Adet (yirmibeş adet) NOBEL Ödülü alan profesörün varlığından bahsetti. Birkaç
arkadaş kenara çekilip, kendi coğrafi bölgemizdeki Nobel Ödülü alan insanları
saymaya çalıştık. (Orhan Pamuk biir, doğumuzda en fazla 5-10 tane, balkanlarda
3-5… yok 25 yaşayan Nobel ödülü alan adamı toparlayamadık kıtamızda). Bu
adamlar 25 tanesini aynı kampüste tutabiliyor. Sorduk; “Bu adamların derslerine
filan girebilir miyiz ?” “Tabii, programlarına bakarız, izin vermediklerine
şahit olmadık” dediler.
| Kampüs gibi Kampüs |
Savaşta yenilen vezir gelmiş
padişaha dil döküyor. “Efendim, yenildik, kabul, ama bu yenilgimizin 100 tane
sebebi var”. “-Anlat” diyor padişah hiddetle. Vezir başlıyor saymaya:
“- Biir, mühimmatımız yoktu”
“-ikii…” padişah giriyor araya.
“Tamam tamam sayma.. bundan sonraki hiçbir bahanenin anlamı kalmadı zaten”
diyor.
Diyeceğim o ki; bizi bu kadar
geçmelerinin yüzlerce nedeni var.
“Biiiir; yeterli insan kaynağımız
yok.”
…
| Süper bir ekip ve bizden ayrılmayan brandamızla yeni seyahatlerde görüşmek üzere ;) |
Çok enseyi karartmadan, moralleri
bozmadan bitireyim yazıyı. Bir çok konuda yeni ve değişik fikirlerle döndük. En
kıymetli olanlarını saymamız gerekse; “Odaklanmak , Israr etmek, Paylaşmak”
olurdu sanırım. Batıyı gezdik geldik, doğu’dan
bir sözle bitireyim :
“Bir ağaç dikmek için en iyi
zaman 20 yıl önceydi. İkinci en iyi zaman şimdi.”
Takıldı yazdık, selam ile..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder